Kafayı bir şeyler satmakla bozanların ülkesi

4-5 saati aşmayan mesafeler dışında karayoluyla yolculuk yapmadan geçen yaklaşık 20 yıllık aradan sonra, son üç yıldır aile yolculuklarında karayolunu tercih ediyoruz…

‘Böylece gözlem yapma imkanı buluyorum’ şeklinde ukala ve itici bir yaklaşımım  yok.

Hayalimde, kendimi Nuri Bilge Ceylan’ın bir film karesine de yerleştirmiyorum. O Anadolu zaten ‘Bir Zamanlar’da kalmış…

Nedenini bilmiyorum.

Sanırım, sadece çok seviyorum…

Bende biraz da bağımlılık oluşturdu bu yolla ‘yolları katetmek.’

Her seferinde de bir şeyi teyid ediyorum.

Yollar bir ülkenin aynasıdır.

Yollardan ziyade yolların her iki yanı…

Arada sırada o aynanın karşısına geçip izlemek gerek.

Film şeridi gibi… Çok da heyecanlı bir film değil. Olanı biteni gösteriyor sadece.

Olan bitenden öne çıkan ana fikir ise şu:

Dünyada bizim kadar yolların iki yanı ‘kafayı bir şeyler satmakla bozanlarla dolu’ başka bir ülke yoktur. En azından benim gördüğüm 50’ye yakın ülkede yoktu.

Ne de olsa bizler 500 metrekarelik park alanına bile en az üç tane ticari ünite koymayı başarabilen insanlarız.

Yolların her iki yanı kazanç kapısı, biraz daha iddialılar için rant kapısı halinde. Özellikte batıda yol kenarlarındaki özel araziler hep satılıktır o yüzden. Bir an önce satıp rantiye olmak ister sahibi. Oysa ki, oğluna bir düğün yapmasına bakar o para. Sonra da büyük ihtimalle sattığı arazide yapılan binada bekçilik yapar.

Bizde kilometrelerce çıkış vermeyen otobanların çıkışları bile bir alışveriş merkezine uzanır. Hiç değilse erişte, bulgur, zeytinyağı, tahta kaşık alabilirsiniz yani. O da olmazsa tatil yolunuz üzerinde mutlaka outlet mağazaların olduğu AVM’ler vardır. Hadi o da olmadı, yol üzerinde ‘tarladan tezgaha çiftçi’ süsü verilmiş akıllı esnaftan domates, salatalık, karpuz alırsınız… Hani şu her tezgahta aynı tip ambalajlı ürünlerin olduğu…

Tezgahtaki ürünlerin tarladan direkt üreticiden olduğunu sananlar, sanmaya devam edebilirsiniz… Benim 40 dönüm tarlası olan teyzem bile yaşadığı kasabada marketten yapıyor alışverişini. Evinin bahçesinde biraz biber, biraz salatalık, maydonoz, nane. O da doluya falan kurban gitmediyse. O kadar işte.

Çoğu ülkede onlarca çıkışı olan otobanlar üzerinde çoğunlukla yeşilden başka bir şey göremezsiniz.

Bir keresinde Almanya’da bir test sürüşünde 200 km’ye yakın katedip, yol kenarında tek bir yapı görmemiştik. Sadece küçük prefabrik bir kulübe vardı. O da neydi biliyor musunuz? Umumi tuvalet.

Bizde ise yolların iki yanına baktığınızda nüfusun yarısı köfteci, çöp şişçi, gözlemeci ya da köy kahvaltıcısı sanırsınız. Yola bitişik bütün evlerde köy kahvaltısı tabelaları asılıdır ya da evin yoldan görünen duvarında köy kahvaltısı yazıları vardır. Çoğunda hiç hareket de yoktur. Kısmet artık.

Hepsi de çok meşhurdur. Yersen…

3-5 saat bir şey yeyip içmeden, bir şeyler almadan duramıyor muyuz?

Ha bir de karadut suyu satıcılığı çok geçer akçe sanırım.

Kuzey Ege’de 1 kilometrelik mesafede her 100 metreye karadut suyu tabelası dikmiş bir şahıs. Bu kadar çabayı başka iş yapmakta gösterseydi şimdi dünya çapındaydı.

Yol kenarına her türlü tabelayı asmak serbest midir? Bilenler aydınlatabilir mi?

Yabancı biri rahatlıkla Türkiye’nin milli içeceği olarak karadut suyunu sanabilir. Bir dönem yabancı turistler elma çayını çok içilen bir şey sanıyorlardı. Öyle anlatılıyordu çünkü. Hâlâ öyle mi bilmiyorum ama karadut suyu da o yolda.

Bu kadar alıp satmayı seven bir ülke olarak, uluslararası ticaretin de baş aktörlerinden biri olmak gerekmez miydi?

Nüfusun bir yarısının meşgalelerinden bahsetmişken öbür yarısından bahsetmemek olmaz.

Diğer yarısı da benzin istasyonları. Geceleri her biri casino havasındaki ışıl ışıl benzinciler…

Yan koltuktayken Bodrum-İstanbul arasında bi ara yaklaşık 100 km mesafede 97 akaryakıt istasyonu saydım. Yani ortalama her 1 km’de bir akaryakıtçı. Sonra bırakmışım saymayı, uyumuşum çünkü. Bu arada ne kadar lokal marka var öyle. Büyük bir zincire dahil olamayan kendi istasyonunu açmış.

Türkiye genelinde 13 bin civarında akaryakıt istasyonu olduğu bilgisini de ekleyeyim.

‘Bu kadarı Suudi Arabistan’da bile yoktur’diyeceğim ama bilmiyorum, görmedim Saaudi Arabistan’ı. Muhtemelen yoktur.

Bu arada akaryakıt istasyonlarını niye saydıysam artık.

Neyin belirtisiydi bu?!

 

 

Benzinci demişken, bir dip not: Bir vatandaş olarak Opet’e teşekkürü borç bilirim. Opet’in bir dönem başlattığı temiz tuvalet kampanyası öylesine tutmuş ki, başta Shell olmak üzere diğer akaryakıt şirketleri de arkasından gelmiş. Temiz ve güvenliler. Benim nazarımda dev adımlar bunlar. Bu bir reklam değil, bir vatandaşın küçük çaplı bir minnetidir…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz