Ekmek tüketicinin ağzında

 

 

Yoktu o zamanlar direkt satışı. O 501 için, öğrenci bütçemden çok büyük bir fedakarlık yapmıştım. Muhtemelen de taklitti. Arada sırada amfiye uğrayan o havalı kız da giyiyordu. Ama kimse bizi uyarmıyordu. Türk kadını olarak genetik şifremiz malum. Olsun… Efsaneye sonunda ulaşmıştık ya…  

Sonraki yıllarda tabii ki ithalat arttı, üretim geldi, pazar çeşitlendi, ama bu benim kişisel tüketici tarihiminin en akılda kalan anılarından biri oldu. Türk ekonomi tarihi ve marka için de farklı değildir sanırım. Hiçbir reklam yok. Üstelik ürüne ulaşmak da şimdiki gibi kolay değil. 

 

FISILTI GAZETESİ 

501 efsanesi, bugün pazarlama dünyasını kasıp kavuran ağızdan ağıza pazarlamanın ‘farkında olmadan’ gerçekleşenlerinden biriydi belki de. Bunun farkında olarak yapılanına ise WoMM deniyor. Açılımı Word of Mouth Marketing. Anlamı, ağızdan ağıza pazarlama. ‘Kulaktan kulağa’ pazarlama demek ‘kulağa’ daha hoş geliyor bence. Aslında tarihte bilinen en etkili yöntem de denilebilir: “Fısıltı Gazetesi.” Şimdilerde alternatif bir mecra olduğu kesin. 

SADECE MARKA KONUŞMUYOR

Son 10 yıla damgasını vuran bu yöntemde, pazarlama artık sadece firmanın monoloğundan ibaret değil. İyi bir reklamın etkisi inkar edilemez tabi. Kimse de bu alanı terk etmiş değil. Ancak reklamı yap, müşteriyi bekle yöntemi tek başına yeterli görülmüyor. Yani sadece kendisi konuşan marka pek yok. Markalar da artık bunu istemiyor zaten. Bunun yerine ‘çaktırmadan’ ortaya bir konu atıp, tüketiciyi kendi aralarında konuşturan pazarlama taktiklerine sıklıkla rastlanıyor. Bu tip pazarlamanın, firmaların genel pazarlama ve reklam bütçesinin yüzde 10 gibi pay aldığı ifade ediliyor. 

 

LÜKSTE REKABET BÜYÜK

Otomobili de bu dünyadan ayrı tutmak mümkün değil. Özellikle premium markalar arasında bu alanda yoğun bir yer kapma yarışı yaşanıyor. Sadece dünya çapında değil, Türkiye’de de… Bu yöntemi en iyi kullananan markalardan biri de Volvo. Volvo’nın söylemi bir süredir  ‘şu otomobilimiz var, aman şu modelimiz de şöyledir, böyledir’le sınırlı değil. Mesela Brezilya’dan Yeni Zelanda’ya, İspanya’dan İrlanda’ya dünyanın birçok limanları arasında teknelerin yarıştığı Volvo Ocean Race, büyük çaplı golf turnuvaları, sörf sponsorlukları var… Hiçbirinde de direkt olarak otomobil yok.  İsteyenleri ve imkanı olanları dahil ettiği başka dünyalar var…  

 

ALIŞVERİŞ LİSTENİZDE NELER VAR

Volvo, son olarak bu markayı kullananlara özel ‘Volvo Benimle’ adlı sadakat programını başlattı. Bu programda  seyahat, hobi, moda, sanat ve spor alanlarında  Volvo kullanıcılarına birçok avantaj sunuluyor Volvo Car Türkiye Pazarlama ve İletişim Direktörü Ebru Ekşi Akınoğlu, bu projeyle çok iddialı olduklarını belirtirken, merkez Volvo için de örnek bir uygulama olmasını beklediklerini ifade ediyor.

 

Akınoğlu, şu cümleleri dile getiriyor: “Araştırmalar gösteriyor ki, marka algısı diye bir gerçek var. Tüketici bir şey satın almak istediği zaman  o güne kadar markanın onda yarattığı algıya dikkat ediyor, hatta çoğunlukla o algıya göre karar veriyor. Uzmanlar buna  ‘markanın tüketicinin alışveriş listesine girmesi’ diyor. Aynı şey otomobil için de geçerli. Müşteriyle birçok noktada kontak kurmak gerekiyor. Bazen Hilside Beach’de, bazen Bodrum Marina Yatch Club’da… Sinemada, alışveriş merkezlerinde… Aklınıza gelebilecek hemen heryerde görüyorsunuz markayı. Bu da life style yöntemleri kullanarak daha kolay oluyor. Life style’daki en önemli olay o listeye girebilmek. Amaç markayı kullananların ve kullanma potansiyeli bulunanların kendi aralarında iletişim kurmalarını sağlamak. ”

İşte o yüzden son yıllarda biz otomotiv muhabiri ve editörleri farklı alanlarda uzman diğer gazeteci arkadaşları da lansmanlarda sık sık görmeye başladık… Farklı gözler, farklı bakış açıları… 

Ve de çok etkili bir rekabet alanı… Öyle olmasa Mercedes, branding faaliyetleri hariç sadece isim hakkı için Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’a 500 bin Euro vermezdi herhalde…  

 

 

Cevap Gönder

Please enter your comment!
Please enter your name here