Renault Fluence Z.E Testi

0

 

YÜKSEK VOLTAJ

İlk kez tam elektrikli bir aracı şehir trafiğinde kullandım. Sürücülük  deneyimlerimin en ilginçlerinden ve ilklerinden biriydi. Daha önce buz üzerinde, dağların sarp yamaçlarında, eski Roma yollarının geçtiği orman içlerinde, dere yataklarında, nehirlerin içinde, çölde, fabrikaların özel test pistlerinde yüzlerce araç kullanmıştım. Ama ilk kez Paris trafiğinde elektrikli motorla çalışan sıradan bir otomobili kullanacaktım. Önce bu deneyime birlikte çağrıldığım diğer birkaç gazeteci arkadaşım Paris trafiğine karıştı. Ardından da ben, eskort olarak yanımıza verilen Fransız mühendisle yola çıktık. Dıştan tamamen normal bir otomobil görünen elektrikli Fluence’in farkı üzerinde yazan "% 100 elektric" yazısından anlaşılıyordu. O da bir reklam spotu gibi görünebilirdi insanlara.

Araç, daha önce sadece Kopenhag’da yapılan Dünya Çevre Zirvesi’nde dünyanın en önemli ülke liderleri tarafından kullanılmıştı. Renault mühendisleri ve test pilotları da tabii ki kullanmıştır ama dışarıdan kullanan ikinci sıradaki kanaat önderi gazeteciler olmuştu.

Aracın yanına gidip, sürücü koltuğuna oturduğumda beni şaşırtan hiçbir şey yoktu. Tamamen daha önceden tanıdığım konvansiyonel motorlu bir Fluence’teydim. Otomatik şanzımanın bulunduğu araçta vitesler sadece P (Park) R (Geri), N(rolentide-boşta) ve D(Sürüş) normlarından ibaretti. Yani vites konusunu merak edenler için söylüyorum: vitesle işiniz olmayacak.

Bunun da nedeni elektrikli motorun sınırlanmış torkunun, vites yükseltme gibi bir ihtiyacının olmamasında yatıyor.

Araçta vites park konumundayken kontağı çevirdim, ‘tık’ yok. Ama önümdeki kokpitte yeşil ve kırmızı ışıklar yandı. Gelmeyeceğini bile bile motor sesi bekledim. Gelmedi ama önümdeki gösterge panelinde, üzerinde anahtar şekli olan noktada yeşil ışık yandı. Sonra vitesi D moduna getirip, sol sinyalle yola çıktım.

Ayağımın gaz pedalına temasını araç hemen hissetti ve elektrikli motordan kaynaklanan anlık yüksek tork nedeniyle hafif bir silkeleme yaşandı. Aynı tramwayda veya elektrikli trenlerde yaşanan türden bir küçük kalkış sarsıntısı.  1990’lara kadar İstanbul’da kırmızı yuvarlak burunlu otomatik vitesli belediye otobüsleri vardı. Onlar da ilk kalkışta bu türden bir sarsıntı yaşatırdı.

Sonra sürüş normale döndü ve ilk trafik ışıklarına ulaştık. Işık yeşile döndüğünde Paris’in göbeğinde trafiğin içindeydik. Renault’nun ilk kurulduğu ada üzerindeki fabrikanın önünden geçtik. Kimse bize bakmıyordu çünkü diğer araçlardan farkımız yoktu.

Biz de sürüşe hemen uyum sağlamıştık. Motor sesi olmadan, ışıklarda durunca aracın stop ettiğini düşündüren bir sessizlik yaşıyorduk.

Fakat sürüş sırasında motor sesi yerine lastik ve dış ses aktif hale geliyor. Renault mühendisleri aracın elektrikli motoruna ve elektrik sistemlerine yoğunlaştıklarından olsa gerek henüz ses yalıtımı konusu ele alınmamış gibiydi.

Ama araç sizi gideceğiniz yere götürüyor ve bunu ön ve arka camlar elektrikle çalışır halde, klima açıkken, farları yanarken yapabiliyor. Hem de bu ortamı normal trafik ortamında 160 km boyunca yapacağını iddia ediyor.

Yaklışak 20 dakika süren Paris trafiğindeki elektrikli araç kullanım deneyimim aracın ani hızlanmasına şaşarak sona erdi.

Şehir içi trafiği olduğu için yüksek hız denemesi yapılamadı. Aracın yüksek sürate çıkılabilecek özel sürüş pistindeki ve 90-120 km hız yapılabilecek şehirlerarası yollarda denemek gerekiyor.

20 dakikalık sürüş boyunca aracın pil göstergesinde eksilme olmadı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here